Nokta

İnsanoğlu, binlerce yıllık yaşamı boyunca tek bir noktanın ortaya çıkmasını bekliyor. Varlık sebebini sorgulayan soruya karşılık verilen kesin ve doğru yanıtın sonundaki nokta. O nokta bulunduğunda, binlerce yıl süren bir süreç sona erecek ve insanoğlu en büyük sırra vakıf olacaktır.

İnsanoğlu çevresinde ne olduğunu anlamak için gökyüzüne baktığında galaksilerin birbirinden uzaklaştığını gördü.( 1910’lu yıllar, Vesto Slipher ve Carl Wilhelm Wirtz) Bu birbirinden uzaklaşmanın öncesine bakıldığında yani filmi geri sardığımızda tüm evreninin tek bir başlangıç noktası tasavvur edilmiştir. Öncesi idrak ve tasavvur bile edilemeyen ve belki de sonsuz küçüklükte bir çapa sahip o noktada, big bang adı verilen patlama olduğu ve patlama sonrasında 10 üzeri eksi 43 saniye ile 10 üzeri eksi 38 saniye arasındaki aralıkta elementer parçacıkların oluştuğu 3. dakikaya kadar proton ve nötronların oluştuğu, 1 milyar yılda ilk galaksilerin oluştuğu, 10,53 milyar yılda dünyanın oluştuğu ve 15 bin yılda insanoğlunun (buluntulara göre) varlık gösterdiği söylenir. Bunun adı evrenin evrimi teorisi veya kosmolojik modeldir. Zariyat suresinde bu genişlemeden bahsedilir. (51/47)

İnsanoğlunun nereden geldiği sorusunun cevabı büyük bir bilimsel mutabakatla bellidir. İnsanoğlu kuvvetle muhtemelen bir noktadan gelmiştir. (Big-bang nüvesi) Bilim dünyasında evrenin, yaklaşık 15 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiği savunulur.

1977 yılında dünyadan uzaya fırlatılan Voyager 1 sondası, dünyadan 6,4 milyar km öteden son bir resim göndermiştir. Bu fotoğrafta dünya 0,12 piksel büyüklüğünde soluk mavi bir nokta şeklindedir. (Pale blue dot) Carl Sagan bu fotoğraftan esinlenerek “Soluk Mavi Nokta” isminde bir kitap yazmıştır. Kitaptan bir alıntı;

…..

Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her “yüce önder”, her aziz ve günahkâr onun üzerinde – bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.

Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.

Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.

Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.  Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor, ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza.

……

Evet başlangıcı bir nokta olan evrende bir noktada yaşıyoruz.

Nokta’nın tanımı nedir ? Türk Dil Kurumu web sitesinde sorguladığınızda 9. matematiksel; Hiçbir boyutu olmayan işaret cevabını bulmaktayız. Evet matematiksel olarak şu ana dek noktanın tarifi yoktur. Bununla birlikte Tanrının dili matematiktir. Evren muhteşem bir matematiksel örüntüler dahilinde tasarlanmış müthiş bir modeldir. Matematikte doğru, iki yönden sonsuza dek giden noktalar kümesidir. Biz birbiriyle kesişen 3 doğrudan bir üçgen, dört doğrudan bir dörtgen elde ederiz. 3 boyutlu düşündüğümüzde küp silindir prizma vb. çevremizde tanımladığımız her objenin ölçümünü yapar, birbirleriyle ilintilerini ve bağıntılarını irdeleriz. Evreni matematikle keşfedebiliriz. Ancak tüm bu model, tanımı olmayan soyut bir kavram olan nokta üzerine kuruludur. Belki de biz öyle algılamaktayız.

Nokta belki de yokluktur. Tam bu noktada tasavvufu anmadan geçemeyiz.  Nokta, sırr-ı hafi’nin bulunduğu yerdir, mahv-ı sırf, fena-i külli durumudur, nefsini bilenin rabbini bildiği yerdir.

Nokta tohumdur. Varlık ağacınını oluşturmuştur. Tüm varlık dünyası noktadan oluşmuştur ve Big Bang’in itici gücüyle tüm kâinata yayılmıştır. Toprağın altına bakıldığında bir takım buluntularla bakterilerden türediğimiz söylenebilir ancak aynı zamanda yıldızlardan ve galaksilerden de oluşmuş sayılmaz mıyız? Büyük patlamanın mavi gezegene serpiştirdiği yıldız tozları değil miyiz?

Nokta, hem maddeyi, hem manayı barındırır. Nokta tasavvufta tenzih ve teşbihtir. Hem yoktur, hem vardır. Hem eşi benzeri yoktur, hem herşeyde bulunacak kadar yaygındır. Nokta tüm kutsalları doğrular, Musevilikteki tenzihi de, İsevilikteki teşbihi de, Muhammediyetteki teşbih ve tenzihi de barındırır. Tenzihte hiçbir şey olmadığı için esas mana ve iş yükü teşbihtedir. Teşbih noktayla başlar.

Noktada harf yoktur, sembol yoktur, şekil yoktur, form yoktur, mertebe yoktur, sınıflandırma yoktur. Noktada uzunluk, derinlik ve genişlik de yoktur, yani boyutsuzdur. Noktada, herşey açık ve yalın haldedir. Nokta özdür ve tarifsizdir. Nokta kök hücre gibidir.

Nokta, mevcudu itibariyle tek bir karakterdir. Herşey noktayla başlar. Kalemi alıp kâğıda ilk deydirdiğinizde ilk oluşan noktadır, daha sonra harfe, sembole ve resim veya karaktere dönüşür. Nokta, harfe, sembole, resime veya bir karaktere dönüştüğünde şekil ve maddesellik kazanır. Maddenin içindeki öz gibidir. Nokta bir karaktere dönüştüğünde insana bazı şeyleri istidlal ettirir ( delil olarak gösterir). Bu da teşbihin iz düşümüdür. Algılama, anlama ve idrak nokta ile başlar.

Nokta, (aynalar vasıtasıyla) bir yere birkaç ayna yardımıyla bir konuma ardışık görüntüleri düşürülerek şekillere, harflere, karakterlere, resimlere dönüşebilir. Her sabah baktığınız aynada noktadan türetilmiş başka bir süreti izliyor olabiliriz.

Nokta üç türlü bilgi barındırır, herşeyin doğasının, sebebinin ve etkisinin bilgisi noktada kodludur. Bütün sıfatlar, düşünceler, davranışlar noktada kodludur. Nokta, Kal halini de, Hal halini de, Sözü de, Kalbi de, Sireti de, sureti de, ifratı da, tefriti de barındırır. Noktada iyi ve kötü yoktur. Ama iyi ve kötüye dönüşebilir. Nokta, yumurta gibidir, içinde bir tavuk barındırır. Tavuğun bacağını kıkırdağını, gagasını ve bazı organlarını yemeyiz ama yumurtaya baktığımızda bunları barındırdığını görmeyiz ve herhangi bir reddetme duygusu oluşmadan afiyetle beslenme listesinde bulundururuz.

Nokta hakikatı barındırır, esastır, enfüstur. Ezoterizmin kaynağıdır. Noktanın eseri evrendir, özeti ise insandır. Her insan bir kitaptır. Her insan, kalemin ilk temasında oluşan nokta ile başlayan aynı uslubun kullanıldığı ancak içeriği diğerinden farklı bir kitaptır.

Nokta hem başlangıç, hem sondur. Bir kağıda eksi sonsuzdan gelip artı sonsuza giden bir zaman çizelgesi çizdiğimizi hayal edelim. Bu çizginin başını ve sonunu göremeyiz ama kağıda karşıdan bakmak yerine aynı düzlem boyunca baktığımızda sadece bir nokta görürüz. Zaman denilen kavramın olmadığı yerdir Nokta.

Son 100 yılda dünyada bazı değişiklikler oldu. İnsan sayısı yaklaşık 4 kat arttı, 20 yüzyılın başında 1,8 milyar olan dünya nüfusu 7 milyar oldu. 1930’lu yıllarda doğanlar dünya nüfusunun 3 kat artışına şahit oldular. Bunla birlikte teknoloji de geometrik olarak ilerledi. Manevi dünya, madde dünyasının bu denli gelişmesini karşılayamadı. İnsanlar boş inançlara, batıl itikatlere, bağnazlığa ve doğmalara daha sıkı sarılmak süretiyle ışıklarını kaybettiler, yollarını şaşırdılar. Oysa atalarımız bu dengeleri bizden daha orantılı kurmuşlar ve bunu kullanım diline aktararak bizlere ulaştırmışlar. Yaşamını yitiren birine “öldü” deyip geçiyoruz. Oysa bizden öncekiler “vefat etti” derlerdi. Vefat etmek vefa’dan gelmektedir yani “sözünü tuttu” manasını taşıyabilir. Bu bağlamda nokta sözün verildiği ve tutulduğu yerdir. Budizmde ölmeyi bilmek bir yetenek, hatta marifettir çünkü budizmde amaç tekrar doğmamaktır. Bu ancak tekamül ile insanı kamil’in başarabileceği bir şeydir ve belkide verilen söz budur kalû belada.

Nokta, ezelden ebediye, sonsuz ve sürekli bir dinamizm gösterir, evrenin ahenkli dengesinin formülüdür. (Ying-Yang) Noktada Hürmüz( Ahuramazda) ile Ehrimen sürekli bir dinamizm içinde stabildir. Nokta hem cemali barındırır, hem celali, hem cenneti bulundurur, hem cehennemi.

Nokta, Antik Yunanda Milet okulu misyonunun aradığı arkhe’dir, Thales’e göre “su”, Anaksimandros’a göre “apeiron”, Anaksimenes’e göre “hava”, Herakleitos’a göre “ateş” ve Empedokles’e göre bunlara eklenen toprak ile tanımlanmış olan “arkhe”.

Noktanın sırrına ermek uzun ve zorlu bir uğraş içerir. Bu yola çıkanı zorlu bir seyahat bekler. Bu yola çıkacakların arınma, akli melekelerin güçlenmesi ve hayvani doganın kontrolunu sağlayarak ilk hazırlığı yapmaları gereklidir. Bu yolculuğa çıkacakların birinde inanç diğerinde akıl olan iki çantayı dengeli taşımak üzere hazırlaması gereklidir. İnanç, doğruluğu kanıtlanmamış bir şeyin doğruluğu kabullenir, akıl idrak edemeyeceğini inkar eder. İnanç saf, akıl ise küstahdır. Dengede ve zaptı rapta tutulmazlarsa insan amacını şaşırabilir.

Freud, bilinç altını 3 bölüm olarak tanımlamış ve bunları id, ego ve süperego olarak betimlemiştir. Freud’un “id” olarak tanımladığı vahşi ve hayvani doğa, tasavvufta nefs-i emmare yani enredici nefis olarak bilinmektedir. Tasavvufi olarak yolculuk ihtiyacı, farkındalığın oluştuğu nefs-i levvamede ortaya çıkar. Kusurların tekrarlanmama iradesinin ortaya konulduğu nefs-i mülhime’de yolculuk başlamış ve seyahatın seyri, kuşkuların kalktığı nefs-i mutmaine’ye, razı gelinen nefs-i raddiye’ye, yolcudan razı olunan nefs-i merdiyye’ye ve en sondaki noktanın sırrının perdesinin kalktığı nefs-i safiyye’ye doğru olacaktır.

Melamilere göre bir kimsenin nokta sırrına erişebilmesi için, bütün bu harf elbisesinden soyunması lazımdır. Bu harf elbiselerinden, suret elbiselerinden nasıl soyunulur? Bütün bu suret elbiselerinin Hakk’ın olduğunu anlayabilirsek, yani bu varlıkları Hakk’a nisbet edersek, bu elbiselerden soyunmuş oluruz. O zaman geride ne kalır? Sadece bir nokta kalır. Böylece, bizde bir nokta kalmış oluruz. Çünkü noktada suret, şekil, harf yoktur. Bunun için o, bütün halkın zanlarından sıyrılmış, bir nokta kalmıştır.

Bu yolculuğa çıkacak olanlar, aklını kullanabilmeli, düşünebilmeli, öğrenebilmeli, öğrendiklerini aktarabilmeli, muhakeme edebilmeli, bilgili, bilinçli olmalı, farkında olmalı, sorumluluk sahibi olmalı, vicdanlı, merhametli, vefalı, edepli, nazik ve naif olmalıdır. Başka varlıkların var olmalarına ve haklarına saygı duymalı, başka varlıklara zarar veren ölçüsüzlükten, kibir, açgözlülük, sehvet düşkünlüğü, kıskançlık, oburluk, tembellik, öfke ve kin duygularından sıyrılmış olmalıdır.

Yolcu sayısı kadar yol vardır ama varış insan’ı kamil noktasıdır. Noktada mevcut insanlik hali ile insan’ı kamil hali içiçedir. Yolculuk, teklifle başlar ve tercihle biter. Tercih Dr. Jekyll ile Mr. Hyde arasındadır. Hakikat Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın aynı insanın içinde var olduğunu bilmek, marifet ise Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın bir (insan) olduğunun idrakidir. (Örneğin yazar Robert Louis Stevenson) Başka bir deyişle marifet, kendisiyle kendisini görmesi, kendisiyle kendisini bilmesidir. Bu iç dünyamızda yaşadığımız Armagedon savaşıdır. Bu yolculukta varış yoktur sürekli bir gidiş vardır, bilet tek yöndür.

Tassavuftaki saptamayla beşerden, insana, insandan ademe bir yolculuktur. Tasavvufta, “Beşer”, “İnsan”, “Âdem” dizgesi vardır. Beşer, “tezkiye” olmamış, aslından haberi olmayan, şerre eğilimli, ham olandır. Beşer, şeriat (yasa) ile kendi dışından dizginlenir, çünkü kendine mâlik değildir, terbiyeye muhtaçtır. İnsan sözcüğü “ünsiyet”ten (Alışkanlık) türetilmiş bir sözcüktür, buna dayanarak insan, “Asl”ına ünsiyet kazanmış, İnsan -ı Kâmil kavramına kavuşmuş ve nefsine ârif olmak ve tezkiye ile meşguldür. Âdem ise her devirde geçerli olmak üzere tezkiye ile selbî sıfatlardan soyunmuş “kemal sıfatları” ile donanmış, “Asl”ına rücû etmiş, “Kâmil İnsan”dır. Kemâlât, Âdem’den Hatem’e ( mühürlü olan sona) kadar bir süreçtir.

Nokta mühürün açıldığı, perdelerin kalktığı yerdir.

Mühür nasıl açılabilir ? Sır nasıl bilinir ?

Nokta, dengedir. Dahilinde tüm sıfatlar ve kavramlar dinamizm içinde dengededir. O denge durumu bizim çalışmalarımızın özünü oluşturur. Aktif ve pasif kuvvetlerin dengeli olması için gayret sarf ettiğini, doğruluktan şaşmadığını, tüm insanların iyiliği için çaba sarf ettiğini belirtir.

Brian Greene’nin Tubitak yayınları tarafından Saklı Gerçeklik adıyla basılan kitabında yazar şöyle bir not düşmüştür;

“Kuantum mekaniğinin matematiği, bütün olasılıkların mümkün olabildiğini, her bir olasılığın kendine ait bir alt evrende geçerli olabileceğini öne sürmektedir. Sizin bir kopyanız her bir evren içerisinde bu yada öteki sonucu izliyor olabilir.”

Yazara göre her bir insanın önünde sınırsız tercih yapma halinin her seçeneği bir evrende varlığını gerçekleştirmektedir. İnsan daima bir tercihte bulunmaktadır ve bir bilinç hali o tercihin sonuçlarını kovalamaktadır. Her tercih bir vazgeçiştir. Aslında mühim olan tercih edilen değil vazgeçilendir, bir anlamda feragat edilendir. İnsan olumsuz tercihleri eledikçe erdemli olana ulaşabilir. Nokta içinde her olasılığı barındırır, tüm olasılıklara ait paralel evrenleri barındırır. Tüm seçenekler noktanın dahilindedir. Nokta, erdeme yolculukta varıştır.

Ahlak sistemleri, bizden olumsuz davranış huy ve düşüncelerimizden vaz geçmemizi ister, kusurlarımızı düzeltmemizi öğütler, yani kendimizi yontmamızı ister. Bizi bir tercihe zorlamaz, sadece olumsuzluklardan vaz geçmemizi ister.

15 milyar yıl önce oluşan big-bang sürecini 1 yılmış gibi düşünelim. Diyelim ki 1 Ocak saat 00.00’da patlama oldu. 18 Aralıkta dünyada bitkiler meydana çıkıyor, dinazorlar 24 Aralıkta belirip 19 Aralık’ta kayboluyorlar. 31 Aralık saat 23:54’de ilk insan beliriyor. 23.59.50’de Piramidler yapılıyor. 80 yıllık insanın yaşam süresi sadece 0,16 saniye. Bir çakmak taşından çıkıp kaybolan bir kıvılcım adeta. Bu anlık hayatlarımızda bizlerin öğrendiği ilk şey, ihtiraslarımızdan sıyrılmak olmalıdır. Burada Akıl ve hikmeti, kuvvet ve güzellikle bütünleştirmeyi, ateşin yakıcılığı yerine aydınlatıcılığını, bencilliğin yerine sevgiyi, makam ve mevkiyi, kuvveti ve gücü adaletli ve hakkaniyetli kullanmayı öğütler.

Dr. Fred Alan Wolf şöyle diyor: “Evren, hem madde hem de şuuru tek bir alan halinde içeren dev bir hologramdır.” Eğer evren Holografik biçimde organize olmuşsa, uzay-zaman koordinatlarının ötesine geçilmiş olmaktadır. Böyle bir planda; geçmiş-şimdi ve gelecek aynı yerde, aynı anda bulunabilmektedir.

Nokta, halografik evrenin projektörüdür.

İsmail Emre’den (1900-1970)

“Ölüm ölüm denen yoklukmuş meğer,

Secde eden başlar yokluğa değer,

Bütün varlık ordan gelirmiş meğer,

Her varın anası yokluk değil mi?

Kaynaklar:

  1. Hakikat, Faruk Dilaver
  2. Noktanın Sonsuzluğu, Birinci Kitap, Lütfi Filiz
  3. Noktanın Sonsuzluğu, Dördüncü Kitap, Lütfi Filiz
  4. İbni Arabi Özün Özü, İsmail Hakkı Bursevi
  5. 7 Makam 7 Nefs. Sofyalı Bali Efendi
  6. Sufilerin El Kitabı, İbn Acibe
  7. Dünyanın En Güzel Tarihi, Hubert Reeves,Joel de Rosnay, Yves Cappens, Dominuque Simmonet
  8. Varlık Ağacı, İbni Arabi
  9. Evrenden Allah’a, Caner Taslaman
  10. Holografik Evren, Michael Talbot
  11. Saklı Gerçeklik, Brian Greene
Yorumunu Paylaş

Dr. Aşkın Demirci
Âvâzeyi bu âleme Davud gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş