Taassup : Bağnazlık(1)
Bağnazlık: Bir kimseye veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık, bağnazca davranış, taassup, fanatizm, mutaassıplık. (1)
Taassup ve bağnazlık aynı anlam için kullanılan iki kelimedir. İngilizce karşılığı bigotry kelimesidir. Taassup, bir düşünceye bir inanca körü körüne bağlanıp ondan başkasını düşünmeme halidir. Dini, politik ve felsefi bir fikri, yorumu veya kanaati körü körüne ve aşırı ölçüde tutucu bir inatla savunarak o fikir, yorum ve kanaatten başkasını kabul etmemektir. Dini veya politik bir doktrinin veya herhangi bir davanın veya kanaatin başarısı için aşırı bir hoşgörüsüzlük, şiddet, cebir ve zorlamadır. (2) Taassup şuursuz bir dini galeyandır. Mantığı ve akıl yürütmeyi köreltir. Yüce yaratana sözde hoş görünmek adına, O’nun ilahi kudretine karşı suç işlemeyi teşvik eder. Bir ahlaki şaşkınlık, akli bir maluliyet ve hatta dalalettir.
Mutaassıp kimse, sağduyunun engebesiz ana yolunu izleyen ve doğanın buyruklarıyla yönetilen, okumamış çoğunluğa mensup, rahat ve tedirginlikten uzak olan kimsedir. Alıştıkları hiç bir şey onlara açıklanamaz veya anlaşılması güç gibi görünmez. Duyularının apaçıklıktan yoksun olduğundan yakınmazlar, kuşkuculuktan büsbütün uzaktırlar. (3)
Taassup ve Bağnazlık
Taassubun kaynağında kimlik sorunu yatmaktadır. Her şeyden önce kimlik, insana özgü bir kavramdır. Kimliği oluşturan iki bileşen vardır. Bunlardan birincisi tanınma ve tanımlama, ikincisi ise aidiyettir. Tanınma ve tanımlama bireyin toplum içerisinde, toplum tarafından nasıl tanındığı ve kendisini nasıl tanımladığıdır. Bunun aracı ise dil ve kültürdür. Aidiyet ise bireyin kendini herhangi bir toplumsal gruba dahil hissetmesiyle kendini gösterir. William James’e göre benlik tüm deneyimlerin merkezidir ve kişi dünyayı “ben” ve “ben olmayan” olarak ikiye ayırarak algılamaktadır. James, benliği ayrıştırarak tanımlamaktadır. (4)
a) Maddesel benlik (material self);
b) Ruhsal benlik (spiritual self);
c) sosyal benlik (social self).
Mutaassıp kişi, maddesel, ruhsal ve sosyal benliğini ararken sorununu, toplumsal tanınma ve aidiyet duygusunun kolay yoldan tatmin etmek için dogmatik bir kavrama tutunarak çözmeye çalışır, fark etmeden fikri ve yaşamsal özgürlüğünü kaybederek kimliksizleşir ve kopya halini alır.
Mutaassıp olan kimse tek yönlü düşündüğü ve düşündüğü fikre körü körüne bağlı olduğu için “öğrenme olgusundan” yoksundur. Çünkü dogmatik bir fikir yapısına sığınmıştır. Kendince huzurlu ve tembeldir, ister istemez geleceğe kapalıdır. Olmakta olanı, hep kendisine sunulmuş hazır inanç kalıplarıyla kabul eder, hiçbir şeyden kuşku duymaz. Oysaki kuşku duymayan insan düşünce dünyasını geleceğe kapatmış olur. Bilinçlenemez. Boş inançlarla ömrünü geçirir, özgürlüğünü ve kişiliğini oluşturamaz. İnsanoğlunun tarihten alması gereken en büyük ders, insanoğlunun yaptığı bir şeyi ancak insanoğlunun bozduğu veya değiştirdiği gerçeğidir. Bu değişim, bir anlayış, bir vizyon, bir istek, bir eğitim ve bir cesaret işidir. Oysaki korku, değişime engeldir ve her türlü bağnazlığın kökü ve esasıdır. Korku hakim olursa aydınlık günlerden, altın çağlardan, olumlu değişme ve gelişmeden bahsetmek boşunadır.
Korku üzerine zaman kavramını ortadan kaldıran bir öyküden bahsedecek olursak; ilk insan soğumuş lav kayanın üzerine çıkıp çevresine bakınca kendisine göre değerlendirdiği iki şey gördü: kendisinden aşağıda olanlar ve kendisinden yukarıda olanlar.(5) Kendisinden aşağıda olanlara hiç aldırmadı ama kendisinden yukarıda olanlardan ölesiye korktu. Uçsuz bucaksız bir doğanın ortasında yapayalnızdı ve gökler gürlüyor, şimşekler çakıyor, yıldırımlar düşüyor, kendisinden çok güçlü hayvanlar saldırıp parçalıyordu. Kendisinden yukarıda olanların en üstünde gök vardı. Artık yüzyıllar boyunca gökten korkacak ve saygı duyacaktı, bu güçlü duygudan gelecek nesillerin en akıllıları bile kendilerini kurtaramayacaklardı. Onu boğmak için sağanaklarını, onu yıkmak için yıldırımlarını gönderen gök, milyonlarca yıl yücelik, tanrılık ve güçlülük ölçüsünü mavi ellerinde tutacaktı. Gök korkusu bir ortak duyu olarak nesillerce egemen olacaktı.
Ortakduyu, bir toplumun herhangi bir aşamasında doğru ve geçerli diye kabul ettiği inanç, düşünce ve varsayımın tümü anlamına gelir. (6) Günlük yaşamda kullanılan ve geliştirilen, toplumun yaygın kültürel etkileriyle oluşan özel bir eğitime bağlı olmayan düşünme biçimine ortakduyu diyoruz. Bu durumun bireysel hale indirgenmiş haline de sağduyu denmektedir. Ortakduyu, kendi kendini eleştirmez, olgulara saygılı değildir ve spekülatif bir düşünce biçimi değildir. Taassuba neden olan dogmalar ortakduyu zemininde filizlenmektedir.
Taassubun kökünde, cehalet, bilgisizlik eğitimsizlik ve hoşgörüsüzlük vardır. Taassup düşüncesinin içinde şiddet, cebir ve eziyet olguları da vardır. Taassup ve bağnazlık bu yıkıcı gücünü dogmalardan almaktadır. Bu yıkıcı gücün sergilenişi çoğunlukla yakma eylemiyle gerçekleşmektedir. Bu durum Madımak oteli yangını gibi sadece yaşadığımız zaman dilimine ait değildir. İskenderiye kütüphanesi Hıristiyanlar tarafından yakılmış, yine aynı dinin taassubu nedeniyle ortaçağda on binlerce kadın cadı oldukları gerekçesiyle vahşetle yakılarak katledilmişlerdir. Ancak yaktıkları ateş, içinde oldukları karanlıkları aydınlatmamaktadır. Aksine yaktıkları ateş içinde bulundukları karanlığı arttırmakta, içinden çıkılamaz kör kuyuya çevirmektedir.
Mutaassıp kişi, mevcut halinden memnun kişidir, tembel ve huzurludur, kendini geliştirme arzusu yoktur. Hiçbir şeyden kuşku duymaz, durumu değerlendirmez, hatta düşünmez bile. Sadece şartlandığı refleksleri gösterir hale gelmiştir. Mutaassıp kişi karanlıktadır. Karanlıkta hareket etmek zordur, karanlıktaki kişi ya yanlış yöne gider, ya tehlikeleri fark edemeyeceği için zarar görür ya da hareket etmez. Aydınlıktan mahrumdur, önünü ilerisini göremez, güzellikleri ve gerçekleri göremez, arayış içerisine giremez, atıl ve özgürlükten mahrumdur. Korku içerisinde gerilim doludur. Ezoterik ve felsefi ekollerde karanlık, cehaleti, gericiliği, fesatlığı, kötülüğü, bilgisizlikten, dogmalardan, bağnazlıktan ve batıl saplantıdan kendini kurtaramayanları, akıl ve bilim ilkelerini benimsemeyip bilinmezlere tutsak olanları ifade eder.
Aydınlığa ulaşınca araştırmaya başlanır, kişi kendi nefsini, benliğini yani bizzat kendini araştırır. İnsanın kendini tanıması ve bilmesidir. İnsanın kendini bilmesinde ortak bir nitelik ve eylem vardır: Düşünmek. Amaç mükemmellik yolunda tekamül ederek Kamil insan olmaktır. İnsanlık tarihi iki temel üzerine oturur: Sevgi ve bilgi.
Taassup ve bağnazlıkla mücadele araçları kuşku ve bilgidir.
400 yıl önce Francis Bacon ‘‘Bilgi güç kaynağıdır’’ demiştir. Bacon’ın felsefesinin merkezinden bilim vardır. Bilimin insanları aydınlatma ve geliştirme işlevini öne çıkarmıştır.
Bilgi , bir kavramın ne olduğunu, fiziksel ve kimyasal olarak varlığın nasıl hareket ettiğini, ne işe yaradığını, varlığını nasıl koruduğunu ve bizim için ne ifade ettiği gibi soruların yanıtını bize aktaran bir kavramdır. Bir şeyin bilgi sayılması için akıl yürütme sürecinden geçmesi ve şu üç koşulu karşılaması lazımdır : (7)
1. O şeyin önerme ile dile getirilebilir olması
2. Bu önermenin doğruluğunu gösteren güvenilir kanıt ve belgelerin olması
3. Önermenin doğruluğuna inanılması
Örgün bir bilgiler bütününe ise ‘‘Bilim’’ denir. Bilim nesneldir, eleştiricidir, genelleyicidir, geneli arayıcıdır ve seçicidir. Bilimin tarihsel süreci 4 evrede değerlendirilir:
1. Mısır ve mezopotamya uygarlıklarına rastlayan empirik bilgi toplama aşaması
2. Eski Yunan’da evreni açıklamaya yönelik akılcı sistemlerin kurulması
3. Orta çağda Yunan felsefesi ile dinsel dogmaları bağdaştırma çabası karşısında İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaların parlak başarılarını kapsayan aşama
4. Rönesans sonrası gelişmelerin yer aldığı modern bilim aşaması
Az önce sözünü ettiğimiz lav kayalarının üzerine çıkan ilk insana dönecek olursak, tüm korku ve yaşamın zorlukları karşısında iki temel gereksinimi vardı: Yaşamı güvenilir kılmak ve dünyayı anlamak yada İnsanın doğaya egemen olma isteği ile doğayı anlama isteği. Lav kayasındaki ilk insan, gök tanrısının kendisine kızdığını veya kendisinden bir şey istediğini düşünüp onu hoşnut edecek yolları aramıştır. Belirsizliklerin ve batıl inançların esiri olmuş ilişkisiz ve yanlış düşünceler geliştirmiş ve gerçekten çok uzak ortak düşünce ve ortak duyular üretmiştir. Bu cehalet içerisinde büyü gibi akıl dışı yollar ortaya çıkmıştır. İlkel toplumun büyü olgusu ile çağdaş dünyanın bilim olgusu aynı amaç için üretilmiştir. Hem büyünün hem de teknolojinin amacı doğayı etkilemektir. Ölmekte olan insanı iyileştirmek, beklenen doğal felaketleri önlemek, düşmanların yok olmasını sağlayarak yaşamı güvenilir kılmak. Ancak aralarındaki fark bilimde bir gözlemleme, akıl yürütme ve çıkarım süreci işlemektedir. Ayrıca bilim hakikati arar, büyünün böyle bir kaygısı yoktur. Bilim ileriye bakan, büyü geçmişte takılmış insanların uğraşıdır.
Mutaassup kişi, kendini geliştirmeyen, kuşku duymayan, soru sormayan gerçekle ilgilenmeyen ve hakikati aramayan kişidir. Suyun 100 derecede kaynadığı bilimsel bir gerçektir. Ancak mutlak doğru olup olmadığı sorgulanmalıdır. Su ile ilgili bu tespit bilimsel olsa bile sorgulanmalı, hangi koşullarda işlemediği araştırılmalıdır. Bu sorgulama sırasında kapalı kaplarda suyun 100 derece kaynamadığı fark edilerek tespit “su açık kaplarda 100 derecede kaynar” olarak düzeltilir. Daha sonra rakım arttıkça açık kaplardaki suyun 100 derecede kaynamadığı fark edilir ve önerme “su deniz seviyesinde 100 derecede kaynar” olarak düzeltir. Bu sorgulama devam ederek mutlak doğruya yaklaşılabilir.
Herakleitos’un da belirttiği gibi hakikat saklıdır ve onu bulmak için aramak gerekir.
Kaynaklar
1. Türk Dil Kurumu Online Sözlüğü (http://tdkterim.gov.tr/bts/)
2. İnsan bilgisinin ilkeleri üzerine, George Berkeley, Çeviren Halil Turan;
3. Kimlik Kavramı Üzerine (http://www.sorgulamazamani.com/_files/articles/pdf/e4abf8dab800b84a2fbec0e6f3f01e99Kimlik-Kavrami-%C3%9Czerine.pdf )
4. Düşünce Tarihi, Orhan Hançerlioğlu;
5. Bilim Felsefesi, Cemal Yıldırım;
6. Bilim Tarihi, Cemal Yıldırım;
7. Karl Popper’in Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı, Bryan Magee;




Next time I read a blog, Hopefully it wont fail me as much as this particular one. I mean, Yes, it was my choice to read, however I really believed you would have something helpful to talk about. All I hear is a bunch of whining about something you could fix if you werent too busy searching for attention.